Nazan Şara Şatana ile Yeni Kitabı Türk Zinciri’ne Dair İlknur Gülebaş Özel Röportajı

0 786

- Advertisement -

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

 

Nazan Şara Şatana ile Yeni Kitabı Türk Zinciri’ne Dair İlknur Gülebaş Özel Röportajı

 

Hayırlı olsun 14.’üncü kitabınız çıktı.”Türk Zinciri” kitabı okuyucularla buluştu.Ben imzalı aldım okudum emeğinize sağlık neler söyleceksiniz?

 

Evet, teşekkür ediyorum. 9 Kasım da İlk olarak TÜYAP kitap fuarında okurlarla buluştum. Bende ilk defa kitabımı orada gördüm. Basım aşamasında olamamıştım. Çok heyecan vericiydi. Sende ilk basımdan alanlardan oldun o gün. Ayrıca seni orada görmek çok güzeldi.

 

Türk Zinciri’nin Konusu nedir?

 

Tarihimiz de olduğu gibi soyumuzla ilgili de çok bilgi sahibi değiliz. Türklerin neden bu kadar önemli? Tarihimize imza atmış Türkler kimler? Neden

“Ne mutlu Türküm diyene” diyoruz. Özelikle yeni jenerasyonun teknolojiye olan ilgisi tarihimize, kültürümüze yok. Fark ettiğim şey ise, gençlerin akademik dille yazılmış ya da anlatılan üslubu çok sevmedikleri. O nedenle daha önce de Ayasofya’da gece buluşması kitabında kullandığım fantastik üslubu bu kitabımda da kullandım. Satırlarımda görsel hafızaya hitap ettim. Kitap basıma girmeden önce fikirlerine güvendiğim birkaç okurum şöyle ifade ettiler;

“Kitap, bizi sinema salonuna götürdü. Perde açıldı ve sanki film başladı. Tarihte ki yaşananları ve yaşayanları seyrettik bu satırlarda. Satırların değil de filmin yönetmenliğini yapmışsınız. Ve ilk defa Türk’ün Ne olduğunu bu kadar iyi anladık.

“Yayın Evim ise bu kitabın bir Kültür mirası olduğunu söylediler. Ve şu ana kadar okuyanların bana geri dönüşleri de bu yönde. Torunlarınıza, gelecek nesillere bırakacağınız yediden yetmişe herkesin anlayacağı bir kitap yazdım.

 

Gazetecisiniz,Programcısınız,Şair, Ressam,yazar,İki sinema filminiz var,köşe yazarlığı yapıyorsunuz kitaplarınız ise hala gündemde devlet kütüphanelerinde yayınlanlanmakta bir çoğu  ve bir çok önemli yerlerden de ödüllendirilen bir sanatçısınız.Gelecek nesillere kültür bilgi zenginliği aktaran bir sanatçısınız diyebiliriz ama yeni nesil bu konuda biraz zayıf siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Maalesef üzülüyorum. Sosyal medyada bir fotoğraf görmüştüm. Resmin bir tarafında Japonya’da bir metro, diğer tarafta Türkiye’de bir metroyu gösteriyordu. Japonya’da olan fotoğrafta oturanların elinde kitap, bizdekilerin elinde cep telefonu. Teknolojiyi dünyaya satan bulanların başında gelen bir toplum okuyor, biz sadece tüketiyoruz. Dünü bilmiyoruz. Hatta ilgilenmiyoruz. Bugünü hasbelkader gözüyle bakıyoruz. Yarın ise nasip diyen bir gençlik var. Azınlıkta olsa okuyan, araştıran kendini her anlamda geliştirmek bilincinde olan gençlerimiz de var. Ama okumayı temelde sevmiyoruz. Kitap okumaya vaktim yok diyen bir toplumuz. Genetik kodlamamızda yok herhalde. Artık böyle düşünür oldum. İnstagramda da geçirilen vakitten biraz ayırıp kişi kendine bir on sayfalık zaman ayırsa her gün, hayatında nelerin değişebileceğini görür. Ama böyle bir istek yok. Kültürü içeren birçok konuya ilgisi yok gençlerin. Tabi ki buda beni üzüyor. Biz yazarlar kendimiz için değil, sizler için yazarız. Yani bilgilerimizi paylaşalım ki sizde faydalanın isteriz. Yoksa biz bildiklerimizi kendimize saklar, kolayı seçerdik. Emin olun ki çok araştırma yapıyorum, çok okuyorum. Kitabın oluşma süresi uzun ve meşakkatli. Ve final de sizi çok mutlu etmiyor aslında. Çünkü okumayı sevmeyen bir topluma yazıyorsunuz. Bilgi, yeryüzünün en değerli silahıdır. Elması, pırlantasıdır. Bilgi itibardır, saygınlıktır. Kazançtır. Sizi maddi manevi zengin eder. Lakin bunun farkında olmak lazım.

 

Sizce Türkiye 1 kitap çıkaran yazar oluyor bu emeğe saygısızlık değil midir? Yazar etiketi almak kolay mı?

 

Yazar olarak isimlendirilmekle, kabul edilmek arasında fark olduğunu düşünüyorum.

 

Türkiye’de okuma kültürü yok ve her geçen gün de bitiyor maalesef bunu neye bağlıyorsunuz? Okuma alışkanlığını için ne yapılmalı?

okuma alışkanlığı olmayan bir topluma sevdirmek için devletimizin, büyüklerimizin, akademisyenlerin ve sanatçılarının bir araya gelerek bir yol bulunup, okumayı sevdirmek lazım diye düşünüyorum. Okullarda bilginin aktarılması, kitaplarda ki üslubun yeni jenerasyonun ilgisini çekecek dilde yazılması gerektiğini düşünüyorum. Satırlar sıkıcı değil, heyecan verici olursa çocuklar sevebilir. Oyunlara duyulan ilgiyi kitaplara çekmek lazım. Ailelerin evde ellerinde kitap olmalı. Çocuklar anne babanın elinde görmeliler. ‘Hadi çocuğum odana git ve ders çalış, biraz oku ‘demekle olmaz. Kitap, ödül haline getirilmeli. Şirketler yeni yıl hediyesi olarak kitap hediye etmeliler. Devlet ve medya yazarın önemini, kitabın önemini her alanda göstermeliler. Beyinlere bu mesaj verilmeli. Okuyan toplum gelişir. Hayal kurar ve başarı artar. Yoksa taklitçi olmaktan öte gidemez.

Siz ne zaman yazmaya başladınız?

 

Eğitim yıllarımda kısa kısa küçük küçük hikayeler yazardım. İş hayatıma da gazeteci olarak başlamıştım. Yani ne kalem beni bırakmış Ne de ben kalemi. Yılların içinde beraber yürümüşüm. Hep yazdım hep yazıyorum. İlk eserim 2006 yılında okurlarımla buluştu. “Asar Şamil ve Rus Terzi” dedemin HİKAYESİ. Biz Şeyh Şamil’in soyundan geliyoruz. Onun hayatını gerçekleri kurgulayarak yazdım.

 

Bir röportajınızda okuduğum “görsel hafıza” ya hitap eden bir kitap yazdım demişsiniz biraz anlatır mısınız ne demek istesiniz ?

Biraz önce de bahsettiğim gibi şimdi ki gençler fantastik filmlere, oyunlara çok meraklı. Bu yollardan çok şeyler öğreniyorlar. Ben mitoloji ve efsaneleri çok severim. Gerçi bu da çok ayrı bir konu. Kimilerine göre gerçek olmayan çok şey bana çok gerçek. Bu konuya ayrı bir zaman değinebiliriz. Gerçekleri okurların hayal dünyasında daha iyi canlandırabilmesi için fantastik dilde yazdım. Onlar her satırı gözlerinin önüne getirebilecekleri için böylelikle görsel hafızalarını çalıştıracaklar.

 

 

 

Birde okuyucularım kitaplarımı okurken sinemaya gitmiş gibi oluyorlar diyorsunuz bu çok önemli aslında hafızada canlandırmak daha mı kalıcı sizce?

 

Evet. İşte o canlandırmaların sonunda kitap bittiğinde okurlar kendilerini sanki bir film seyretmiş gibi hissedecekler. Sinema salonundan çıkmış gibi olacaklar. Çünkü kitap, benim yaptığım bir zaman yolculuğunu okurlarımla paylaşmam. Onlarda benim gittiğim zamana gidecekler. Ve yaşadıklarımı yaşayacaklar. Benim gibi hissedip, kokularını bile duyacaklar. Doğal olarak da bu seyrettikleri satırları unutmayacaklar.

 

 Türk Zinciri imza günleri devam ediyor son olarak neredeydiniz?

 

Diyarbakır’dan yeni geldik. Çok güzel bir imza günüydü. Diyarbakırlı bir yazar olarak orada olmak ve özelikle gençlerin ilgisini görmek, onların sorularını cevaplamak, çok keyifliydi. Diyarbakır okuyor ve okuyan herkes nerede olursa olsun beni yine yazmam için destekliyor.

 

İmza günleri nerelerde devam edecek okuyucular için size nasıl ulaşacaklar?

Yakın zamanda Ankara, Eskişehir, Lüleburgaz, Bursa var. Şimdilik aklımda olanlar buralar. Ekibim diğer tarih ve yerleri netleştiriyorlar. İnşallah olabildiğince birçok ilde olur ve ben herkesle bu vesile ile buluşurum, Kitabımı alan herkes bana ulaşıyor emin olun.

Projeleriniz var mı bahseder misiniz?

 

Okurlarım bana sosyal medya üzerinden ulaşabilirler. Ben çok fazla olmasa da zaman zaman onların mesajlarını okuyorum, benim okuyamadığım zamanlarda ekibim cevaplıyor ve bana iletiyorlar.

 

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ?

 

Ben sadece kitap yazmıyorum. Sinema ve dizi senaryosu ve HİKAYESİ de yazıyorum, şu sıralar yeni bir sinema filmi görüşmelerimiz başladı. Bitmiş beş kitabım var. Zamanı gelince onlarda çıkacak. Ancak ben yeni bir kitaba başladım bile.  Muhteşem ve kutsal topraklarda doğmakla zaten şanslıyız. Lakin bakarsan bağ bakmazsan dağ olur sözü misali bağ olmamız için ve zamanı yakalayabilmek için çok donanımlı olmalıyız. Seyredeceğiz, oynayacağız kullanacağız ama okumazsak, araştırmazsak yazmazsak sadece olduğumuz yerde bir adım gideriz. On adım atabilmek varken. Başkalarının ürettiklerini kullanmak yerine biz üretiriz onlar kullanır.

Bakıyorum şimdi herkes ünlü, şöhretli, zengin güçlü olmak istiyor. Olunsun kabulüm ancak bunlar için de kişi de olması gerekli olanlar var. Farkındaysanız zaman hızlandı. Her şey hızlandı. Eskiden yeterli olanlar şimdi değil. Bilginin, farklılığın olmadığı yerde başarı yok. Seni birilerinden ayıran bir şeyler olmazsa bu arzuların yerine gelmez. Gelse de çok kısa sürer. Gelişim okumakla öğrenmekle olur. Duymakla, sohbette ezberlediklerini anlatmakla ilerleyemez insan. Öğrendiklerini ruhunla birleştirdiğinde herkesten farklı olur ve fark edilirsin. O istediğin gücün ne olduğunu bile öğrenmek zorundadır insan.

Peygamber efendimiz (sav) gelen ilk vahi bile “İKRA”

Okumayan insan konuşamaz, konuşsa da dinletemez. Unutmayın ki duymakla dinlemek aynı şey değil.

Birbirimizi sevmek için bile birbirimizi anlamamız gerekiyor. Gelişmek, anlamaktır. Sevmektir. Barıştır. Huzurdur.

Ben dünyamı sizlerle paylaştım. Sizlerde benimle satırlarımda buluşun.

 

Röportaj : İlknur Gülebaş

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

- Advertisement -

- GAR -

 sakarya escort sakarya escort sakarya travesti nevşehir escort konya escort kayseri escort sakarya escort serdivan escort sakarya avukat webmaster forum izmir escort bayan