Veteriner Hekim İsmail İnce ile Havyanseverlik ve Hayvan Sevgisi Üzerine Sare Karan Özel Röportajı

0 816

- Advertisement -

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Veteriner Hekim İsmail İnce ile Havyanseverlik ve Hayvan Sevgisi Üzerine Sare Karan Özel Röportajı

Röportaj yapan: Sare Karan
Röportaj sahibi: Vet.Hek. İsmail İnce

• Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?
İsmail İnce 23 Temmuz 1990 yılında Adana’da dünyaya geldim. 5.5 yıldır Veteriner hekimlik yapıyorum. Cerrahi alanda yüksek
Lisansımı tamamlanmış bulunmaktayım. Sadece çok ufacık prosedürüm kaldı.
S.K : O prosedür nedir?
Tezimi teslim etmedim. Tezimi teslim edince yüksek lisansımı bitirmiş olacağım. Onu bitirdikten sonra cerrahi uzman veteriner hekim olarak anılacam.
Erciyes üniversitesi veteriner fakültesi 2014 yılı mezunuyum. 5 yıl Ankara’da 5 aydır Antalya’da çalışmaktayım.

• Veteriner Hekim kimdir?
Tabiri olarak açacak olursak hayvanla ilgili hekim anlamına gelmektedir. Veteriner kelimesi hayvanla ilgili hayvanla alakalı bir tabirdir. Hekimde zaten hepimizin bildiği doktor anlamına geliyor.
• Baytar kime veya kimlere denir?
Baytar kelimesi aslında ahır beyi anlamına gelmektedir. Daha çok biz genelde büyük baş hayvanlarla ilgilenen hekimlere daha öncesin de eski Türkçede kullanılan bir tabirdir. Mehmet Akif Ersoy Türkiye’nin ilk veteriner hekimidir. Hatta kendisinin Baytar kelimesiyle ilgili bir anısı da vardır.
TBMM de Akif’in mecliste dini hamiyet ve gayrete yönelik konuşmalarından rahatsız olur ve ona yaklaşarak kinayeli bir şekilde sorar:
-Affedersiniz, siz baytar değil miydiniz?
Akif hiç istifini bozmadan cevap verir:
-Evet, yoksa bir tarafınız mı ağrıyordu?
Bu sözden bozulan ittihatçı sesini çıkarmadan çekip gider…

• Veteriner hekim olmaya nasıl karar verdiniz?
Çoçukluktan beri hayvan sevgisi var içimde kardeşim ve ben o şekilde de büyüdük. Çoçukluğumdan beri sokakta ki hayvanlara hep yardım ettim. Sevgimi nasıl hayata geçiririm diye düşündüm hayvanlara yardımcı olmak için veteriner hekim olmaya karar verdim. Böylelikle daha fazla hayvanlara ulaşabileceğimi düşündüm.
• Veteriner hekim olmanın ilk şartı nedir?
Aslında ilk şartı demeyeceğim tek şartı diyeceğim SEVGİ. Kesinlikle ve kesinlikle hayvan sevgisini tam ince ayarında tutturmak.
Ekonomik durumu olmayan kişi sokakta gördüğü hasta hayvana nasıl yardımcı olabilir?
Bize gelenleri geri çevirmiyoruz . Çünkü vicdanımız el vermez. Elimizden geleni yapıyroruz. Bunun için belediyenin barınakları ve veteriner fakülteleri ücretsiz veya cuzi rakamlara tedavi ediyor.
• Çalışma saatlerinden memnun musunuz?
Sağlık sektöründe çalışan hekimlerin çalışma saatleri yoktur. Hayvan gece bile rahatsızlansa yatağımızdan kalkıp gidiyoruz.
• Veterinerlik okuyan biri işsiz kalabilir mi?
Ben kalabileceğini düşünmüyorum. Şu sebebten dolayı bizim sektörümüz hiçbir şekilde yerinde duran bir sektör değil. Belki hayvan sağlığı biraz daha geriden takip ediyor tıp sektörünü sağlık sektörünü ama kendimizi sürekli yenileyerek araştırmalar yaparak ve geliştirerek deneyim sağlarsak işsiz kalınabileceğini düşünmüyorum.
• Hayvanlara nasıl davranmalıyız?
Bunları aile bireyi olarak görmemiz gerekir. Bu arkadaşları eve aldığımız zaman sadece bir kedi bir köpek olarak eve almıyorsunuz . Bu arkadaşları sizler eve arkadaş olarak dost olarak alıyorsunuz. Sonuçta bir canlıyla uğraşıyorsunuz ve bu canlı bir bebek ve bir bebekten hiçbir farkı yok. Ona göre yaklaşmalı ve ona göre sevgi göstermelisiniz. Bugüne kadar gözlemlediğim hasta sahipleri ve hastaların ilişkisinde şu durum çok dikkatimi çekmiştir.
Hasta sahibinin evdeki genel durumu ,psikolojik yapısı psikolojik durumu yapısı nasılsa bize gelen bu arkadaşlarda kedi ve köpek olsun fark etmiyor ve hepsinin genel tavrı hasta sahibiyle bire bir oranla örtüşüyor.
Hayvanlarınızın davranışları duygusu sizin aynanızdır.
Şöyle örnek vermek istiyorum; hatırlarsanız Sare hanım, sizin kediniz Şans’ın rahatsızlığı sizin sıkıntılı dönemlerinizin yansımasını yaşadı. Çünkü bu arkadaşlar su yansıması gibi ayna yansıması gibi sizleri yansıtırlar.

Kedi ve köpeklerin aşılarına ne zaman başlamalıyız? Aşı yaptırmazsak bir zararı olur mu?
Ortalama olarak genelde kabul görülen 45 günlükten itibaren bir kedinin ve bir köpeğin aşıları önce iç ve dış parazit aşıları yapılacak şekilde başlanır.
Sonrasında kendi sağlığını ilgilendiren karma,bronchine,corona,kuduz aşıları köpekler içindir.
Karma ve kuduz aşıları kediler için şeklinde devam edecektir. Genel olarak bu şekilde başlanır. Fakat aşı yapmaya karar vermeden önce bu arkadaşların genel bir muanesi yapılıp sağlık durumu iyice kontrol edilip ondan sonra hekimin kendisi karar verecektir. O yüzden bazı durumlarda 50 günlük bazı durumlarda 60 günlükten itibaren başlanıyor .
Aşı yaptırmazsak bir zararı olmaz . Sadece çok büyük hata yapmış oluruz. İç parazit özellikle hem hasta sahibinin hem de hastanın sağlığını etkileyen aşıdır. Bu arkadaşların daha sağlıklı büyümesine yardımcı olur. O yüzden aşıları mutlaka yaptırılmalıdır.

Kedi ve köpek kısırlaştırmak için en uygun zaman ne zamandır?
Genellikle kabul edilmiş olan süreç erişkinlik dönemi dediğimiz döneme girmeden hemen öncesi yapılması en uygun zamandır. Kedilerde mevsimsel
Poliostrik yani mevsime bağlı ışık aldığı zaman. Özellikle yanlış bilinen bir şey vardır. Kediler Mart ayında kızgınlığa girer diye. Fazla güneş ışığına maruz
oldukları için kızgınlık dönemine o kadar hızlı girip kızgınlık sürecini sürekli devam ettirirler. O yüzden halkımız tarafından bilinen Mart ayı tabiri buradan
buradan gelmektedir.Çünkü güneş ışığını o dönemlerde fazla almaya başlarlar.
Kısırlaştırma için de en uygun zaman dişilerde 6 aylık civarında erkeklerde durumuna ve ırkına göre 6 ay yada 1 yaşından itibaren kısırlaştırmak uygundur.


• En sevdiğiniz hayvan hangisi?
Kirpi. Lakin favorim At’dır. At’larla her zaman farklı bir bağ kurduğumu düşünüyorum . Asil bir hayvan ve çok özgürdür.
• Hayvanlara yapılan şiddetle alakalı ne düşünüyorsunuz?
Kişilik sorunu olan insanlar. Sevgisiz büyüyen çoçuklar büyüyünce hayvanı da kadını da sevmezler. Kadınlarla hayvanların erkek egemen bilinçsiz
ve sevgisiz toplumlarda kaderi ortak.
• Evde bakılması en kolay hayvan hangisidir?
S.K : Bunu ben cevaplamak istiyorum. Evde iki tane kedi besleyen ve iki tane kaplumbağa besleyen biri olarak evde bakılması gereken en kolay hayvanlardır . 6 ay uyuyarak evle bağlantıyı da koparıyorlar.
İ.İ : Aslında orada da büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bir çok hasta o kış uykusuna yatma sürecine öldü diye düşünüp maalesef canlı canlı gömen bir çok hasta sahibi var.Çok teması sevmeyenler için kaplumbağalar bakılması kolay hayvanlardır. Kuşlar yine aynı şekilde bakılması kolay hayvanlardır. Kedi ve köpeklere fazlasıyla sorumluluk olması gerektiriyor. Bu yükün altından kalkabileceğinize inanıyorsanız eğer sahiplenin.
• Mesleğinizin zor anları?
Aslına bakacak olursak çok fazla zor yanı var . Bunlardan bir tanesi zamanlama . Kendi özel yaşantımızdan çok fazla ödün vermek zorunda kalıyoruz.. Uyurken birden hasta sahibinin aramasıyla hemen işinizin başına dönmek zorunda kalıyorsunuz. Ne kadar zor olsa da hayat kurtarmak bizim için en güzel şeydir. En zoruna gelecek olursak günü hiç yara almadan kurtara bilirseniz gerçekten kendinizi şanslı hissedersiniz. Çünkü her zaman bize uysal arkadaşlar gelmiyor. Çoğu zaman ağrasif, vahşi, korkmuş, panik halinde veya şok halinde canlılar geldiği için sürekli elimiz ,kolumuz,yüzümüz yara tırnak ve diş iziyle dolu oluyor.
• Veteriner hekimlik sizin için ne demek?
Benim için aslında bir yaşam biçimidir. Genellikle insanlar mesleğini seçer hayatını ona göre düzene koyar. Fakat biz de tam tersi oluyor. Biz mesleğimize ayak uydurmak durumunda kalıyoruz. Çünkü gece ve gündüz koşulsuz bir şekilde çalışabiliyoruz.
• Kendinizi mesleki açıdan en başarılı gördüğünüz ve üzerinde yoğunlaştığınız dal hangisi?
Özellikle üzerinde yoğunlaştığım dal alan cerrahi yönü ve kendimi özellikle ortopedi yönüne yoğunlaştırmaya çalışıyorum. Çünkü ülkemizde genellikle dâhiliye fazla ağırlık verildiği için cerrahi ortopedisi biraz fazla açık kalıyor. En spesifik olanda maalesef ülkemizde sinir cerrahisi hayvanlar üzerinde yok denilenecek kadar az hekim tarafından yapılıyor. Benim de üzerin de en çok yoğunlaştığım ve öğrenmek istediğim gerek seminerlere katılarak gerek araştırma yaparak yoğunlaştığım bölüm sinir cerrahisi ve ortopedi’dir.
• Mesleki anlamda bilgisine en sık başvurduğunuz kaynaklar nelerdir?
Bu konuda çok büyük eksiklikler yaşıyoruz. Sadece ben değil birçok meslektaşlarım da yaşıyordur. Bazı platformlar var sosyal medyada sadece hekimlerimizin katıldığı orada çok vaklar paylaşılıyor ve birbirimizin mesleki tecrübelerinden yararlanıyoruz. Lakin kaynak olarak gerçekten çok yetersiz. O yüzden genellikle yabancı makalelere başvuruyorum. Veteriner hekim olan yada aday olanlara tek bir önerim var; Mutlaka İngilizcenizi geliştirin. Çünkü elimizde yeterli derecede kaynak yok. Sürekli ilerleyen bir sektördeyiz.
• Meslektaşlarınız ile bir araya gelme ve vakalar üzerinde konsültasyon yapma konusunda neler düşünüyorsunuz?
Kesinlikle olması gereken bir şey. Çünkü bazen bazı vakalarda elimiz kolumuz bağlı kalabiliyor. Tecrübeli de olsan çok vakalar da görsen bazen ufacık bir şey gözümüzden kaçabiliyor. Bizim meslek biraz üç boyutlu puzzle gibi o yüzden bir vakaya tek bir açıdan bakmamak gerekir.
• Şimdiye dek sizi çok zorlayan, üzen ve bu anlamda hiç unutamadığınız vaka oldu mu?
Staj yaptığım bir dönemde çalıştığım klinikte bir tane sıkıntılı bir hastamız vardı. 24 yaşında bir siyam kedisiydi. Ben o dönemde 22 yaşındaydım ve benden büyük bir kediyi uyutmak zorunda kalmıştım. Bu gerçekten hiç unutamadığım aklımdan çıkmayan vakalardan biri.
• Klinisyen hekimliğin daha ileri seviyelere taşınması için bir an önce Gerçekleştirilmesi gereken çalışmalar nelerdir? Bu konudaki beklentilerinizi bize aktarabilir misiniz?
Maalesef ki tüm meslek taşlarımızın ortak olarak karar kıldığı ve bizi gerçekten yaralayan çok büyük sorunumuz var. 2019 yılı itibariyle Türkiye de 32 tane veteriner fakültesi açılmış durumdadır. Bizim için fakülte sayısı değil eğitim kalitesinin iyi olması önemli. Mesela Avrupa’ya bakacak olursak nufusu bize yakın olan İngiltere’de 6 , Fransa’da 4, İtalya’da 12, İspanya’da 10 tane veteriner fakültesi mevcuttur. Nüfusu kalabalık olan bu ülkelerde bile veteriner fakültesi sayısı az fakat hekim kalitesi yüksektir. Ama maalesef ki bizim ülkemizde ki en büyük sorunlardan bir tanesi bu eğitim kalitesi düşüyor.Biz eğitim kalitesini arttırmıyoruz sadece eğitim veren kurumların kalitesini arttırıyoruz. Bu yatırımları okul açmak yerine cihaz almaya eğitimi yükseltmeye adarsak çok daha kaliteli hekimler yetişecektir.
• Veteriner hekimliğin en keyif aldığınız ve sizi en çok sıkıntıya sokan yönleri nelerdir?
Bir canlının hayatına dokunmak ona yaşam vermeye çalışmak ve hastalığını iyileştirmek. bu benim için çok büyük bir keyif. İyileştirdiğin hastalarının yemek yemeye başlaması ve o gözlerinde ki minnet dolu bakışı bize tarif edilmez bir duygu veriyor.
• Özellikle iyileşmesi mümkün olmayan, ötenazi yapılan ve yaşamına son verilmesini öngördüğünüz vakalarda bunu hasta sahibine nasıl açıklamalı ve hayvan sahibinin sakinleştirmek için izlenecek yol ne olmalı sizce?
Çok ama çok zor durumda kalınmadığı sürece ve her yok denendikten sonra hiçbir şekilde hastadan yanıt alamıyorsak ve hasta artık dönüşü olmayan bir yola girdiyse ,bu arkadaşın canı yanmaya başladıysa maalesef bu kararı vermek zorunda kalıyoruz. Bunda da hastayla empati yapmak bizim meslekte çok önemli. Hasta sahibine hissederek anlatabilmeye çalışıyoruz.
• Türkiye’de hayvan hakları yeterince savunabiliyor mu? Yasal düzenlemeler yeterli mi?
Bir çok illerde hayvan sever gurupları var . bunların peşine düşülerek takibini yaparak çok güzel adımlar atılıyor. Şimdi ki yeni yeni yapılan çalışmalar gurur
verici. Elbette Türkiye de hayvan hakları yeterli değil.
• Hayvan hakları ile ilgili yeni medya sosyal medya neler yapılıyor?
Bu konuda gerçekten son zamanlar da çok mutluyuz ve çok memnunuz. Çünkü TV’ler de bazı dizilerde bazı programlar da olsun hayvan sevgisine yönelik bir çok içerikler barındırıldığı için hasta sahipleri veya hayvan sahiplenmeye çalışan bazı insanlarımız bu konuda özeniyorlar merak ediyorlar. Hayvan sevgisinin nasıl bir duygu olduğunu tatmak istiyorlar. Bu içerikler sosyal medya da olsun TV’ler de olsun paylaşılan bu içerikler çok olumlu yönde katkı sağlıyor. Son zamanlar da yoğun bir artış gösterdiğini söyleyebilirim.
Hiç daha önce hayatı boyunca hayvana dokunmamış, sevmemiş insanların bu yayınların aracılığıyla kedi yada köpeği sahiplenmeyi çok sık görmeye başladık.
S:K : Bunun etkisi olduğuna kesinlikle katılıyorum. Çocukluk döneminde kötü yaşamış olduğum anım yüzünden köpeklerden çok korkardım. Ne yaptıysam o korkumu yenemedim. Ta ki tiyatro sinema oyuncusu Bahtiyar Engin’i tanıyana dek. Bahtiyar Hoca tam bir hayvan sever dostu.Sadece evinde ki hayvan dostlarına değil dışarıda ki hayvan dostlarına da kendini tam anlamıyla adamış bir durumda. Özellikle kış aylarında sosakta ki hayvan dostlarına kalıcı yer ve mama temin eder. Onlara soğukta üşümesin diye minik kulübeler yapar. Bir çok arkadaşlarım ve buna ben de dahil Bahtiyar hocanın sosyal medya da paylaştığı videolarla bir çok insana hayvan sevgisini yoğun bir biçimde hayvan sevgisini aşılayarak hayvan sahiplenmesine neden olmuştur. Bahtiyar Engin’e bu muhteşem yüreğinden dolayı minnetle…sevgiyle…saygıyla..
• Hayvan sahiplendirme ile ilgili ne tür işlemler var ve bu konu da sosyal medyada neler yapılabiliyor?
Aslında dediğim gibi son zamanlarda artış gösteren sosyal medya da bir hayvan sahiplendirme olayı bizim gerçekten çok hoşumuza gidiyor.sosyal medyada ki bazı guruplarda bir çok hayvan sever fazlasıyla üzerine düşüyor. Sahiplendirdikleri sokak hayvanlarını fazlasıyla takip ediyorlar. Nasıl bakılıyor,aşıları düzenli yapılıyor mu diye iyi bir şekilde incelemeyle hatta çoğu zaman imza karşılığında belli şartlar altında sahiplendiriyorlar.
• Hayvanlara yönelik şiddet ve hayvan bakımı hayvan severlik kültürü açısından ne tür eğitimler verilebilir?
Aslında burada en büyük olgu yine ailelerde bitiyor. Eğer anne ve baba da hayvan sevgisi olmadığı sürece çocukta kedi ve köpeği farklı gözle görüyor.
Yaklaşmaktan çekiniyor ve kötü bir şeymiş algısı oluşuyor .
S.K : Ailelerin en büyük yaptığı hata 3 yaşında ki çocuklarına terbiye vermek maksadıyla köpekle korkutması. ‘’ Şunu yapmazsan köpeklere seni veririm. Seni yerler gibi’’.
İ.S : Aynen çok doğru bir ince ayrıntıyı söylediniz sare hanım. Bunlar bilinç altımıza işleyen cümleler aslında. özellikle o yaşta çocuğun bilinç altı her şeye açık durumdadır. Çocugun aklına böyle bir düşünceyi soktuğun zaman maalesef ki büyüdüğünde de onlara korkarak yaklaşıyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın hayvan sevgisini ona aşılamakta güçlük çekiyorsunuz. İşte burada en büyük sorumluluk anne ve babalar. İkinci sorumluluk anaokulu ve ilkokuldan itibaren hayvan sevgisini aşılamaya çalışacak öğretmenlerimiz de bitiyor.
• Anaokulu ve ilköğretimde müfredat hayvan sevgisi aşılamaya uygun mu neler yapılabilir?
Ben Ankara da çalışırken ve bu durumu Antalya da da görüyorum. Bazı okullar okul bahçesine kulübe yapıyorlar. Kedi kulübesi veya köpek kulübesi şeklinde.Küçüklükten itibaren bu çoçuklarımıza sorumluluk veriyorlar.
– Sen mamasını vereceksin.
– Sen suyunu dolduracaksın.
– Sen günlük seveceksin gibi bazı görevler veriyorlar ve bu okullar küçüklükten itibaren çocuklarımızı hayvan sevgisiyle aşılamaya başlıyorlar.

• Veterinerlik meslek eğitimi hayvan sağlığı dışında hayvan sevgisi anlamında içerikler taşıyor mu ? Buna yönelik ilaveler olmalı mı? Y ada nasıl bir içerik hayal ederdiniz?
Tabiki de önceliğimiz hayvan sağlığı. Buna yönelik elbette çalışmalar yapılıyor. Fazlasıyla eksiklerimiz tabiki de var. Ben şunun olmasını isterdim . her fakültenin kendine ait bir barınağı ve sokak hayvanlarını beslediği bakımını yaptığı ufacıkta olsa bir yeri olmasını isterdim
• Kedi köpek sahiplenenler sıkılınca sokağa atıyorlar . Bunun bir yasası yok mu? Sizin bu konuda düşünceniz nedir?
Maalesef ki yasa yok bununla ilgili. Bir düzenleme yok ama keşke olsa . Keşke bir anlaşma karşılığında sözleşme yapılarak sahiplendirilse ve sahiplendirildikten sonra sıkın bir denetim sıkı bir kontrol altında sahiplendirme yapılsa .
• Yurtdışında hayvan edinmenin belli kuralları var. Sizler neden böyle bir çalışma yapmıyorsunuz?
Bu konu da bizim yapabileceklerimiz gerçekten kısıtlı . belli kuralları var. Belli şartlar altında sahiplendirme yapıyorlar. Yurtdışı sokaklarında hayvanlar göremezsiniz. Bunların hepsi barınaklara gönderiliyor. Barınaklarda belli şartlar altında belli şartları karşılıyorsanız o zaman sözleşmeyle birlikte size sahiplendiriyorlar. Ve düzenli olarak takibini yapıyorlar. Türkiye de maalesef ki böyle bir şartlanma böyle bir yapılanma olmadığı için çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz.
• Barınakların kontrolünü kimler yapıyor?
İki türlü barınak var. Biri belediyenin yaptırdığı barınaklar sokakta ki sahipsiz hayvanları alıyorlar. Bazen veteriner fakülteleri ile anlaşmalı olarak tedavilerini yapıyorlar. Bazen de kendi bünyesi tarafında çalışan hekimler tarafından tedavileri yapılıyor. Diğeri ise özel barınaklar. Gönüllü hayvan severlerin kurmuş olduğu takibini yaptığı beslenmesini bağış yoluyla yaptırdığı barınaklar.
• Sokakta bir hayvan işkence görüyorsa vatandaş nereye başvurmalı?
Benim gönlümden geçen keşke bunun için bir birim kurulsa. Hayvan polisi gibi düşünebiliriz. Acil bir durum olduğunda alo dediğimiz de hemen müdaleye gelseler o zarar gören arkadaşı tedavi için barınaklara, fakültelere gerekirse özel kliniklere getirseler.
Belediyenin de bu konu için çalışmaları var. 153’ü aradığınız zaman belediyenin ekibi gelip tedavisi yapılıyor.
• Sizin son olarak söylemek isteğiniz bir şey var mı?
Doğayı sevelim, hayvanları koruyalım. Sevgi paylaştıkça büyür.
S. K : Bende Aziz Nesin’in en sevdiğim cümlesiyle kapanış yapmak istiyorum : ‘’İnsanın insandan kaçışıdır hayvan sevgisi.’’

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

- Advertisement -

- GAR -

 sakarya escort sakarya escort sakarya travesti nevşehir escort konya escort kayseri escort sakarya escort serdivan escort sakarya avukat webmaster forum izmir escort bayan